SANA SENİ SEVDİĞİMİ HİÇ SÖYLEMİŞ MİYDİM?

-İSTANBUL-
“Ölüm varsa bu dünyada zulüm var…”
Önceki dönemlerin aksine içimde bir yazı yazma aşkı belirdi. ‘Forrest Gump’ filmindeki kahramanımızın durmaksızın koşması gibi ben de yazmak istiyorum. Forrest kaçarak tehlikelerden uzaklaşıyordu. Ben ise yazmayı terapi gibi kullanıyor, yazdıkça rahatlıyorum.
Dün başladığım, aslında bir mektup formatında olan ve bugün sabaha karşı bitirdiğim bir yazı vardı.
Tabii ki pozitif bilime inanırım; lakin hastalıkların tedavisinde alternatif tıbbın psikolojik etkisine de inanırım. Bahsettiğim yazıya başlamadan önceki on gün boyunca göğsüme bir öküz oturmuş gibi nefes almakta zorlanıyordum.
Dün başladığım yazının üç sayfasını pazar keyfi yapmak için İstanbul’un kuzeyinde oturan “küçük bacımgile” gittiğimizde bitirmiştim. Bu bile rahatlamamı sağlamıştı. Fakat büyük bacımı ve yeğenimi evlerine bırakıp kendi evime geldiğimde yazının bulunduğu evrak çantasını büyük bacımın aldığını fark ettim. O öküz yeniden bütün ağırlığıyla göğsüme çöktü, yine nefes alamamaya başladım. Öte yandan bu yazdıklarım benim için örgütsel sırları barındıran dokümanlar kadar kıymetliydi. Başkasının eline geçmemeliydi. Gizli kalsınlar, ekranda kimse görmesin diye bilgisayar yerine el yazısıyla kâğıda yazmıştım. Hemen kalkıp gidiş-dönüş 20 km mesafedeki evraklarımı alıp evime döndüm. Yazımın kalan iki sayfasını tamamladığımda gece yarısını geçmiş, saat 02.30 olmuştu.
Tıpkı filmlerde, bombanın son saniyede mavi ya da kırmızı kablo kesilerek etkisiz hale getirilip dünyanın felaketten kurtulması gibi olmuştu. Yazıya son noktayı koyduğumda göğsümde oturan öküz bir anda yok olmuş; nefes alışverişim düzelmiş, rahatlamıştım.
Şimdi siz, “O kadar emek vermiş, hem de harita metot defterinin yaprakları boyutunda beş sayfa yazmışsın, lütfen dergimizde yayımla, bizi o yazıdan mahrum bırakma” diyorsunuzdur. Hayır, hiç boşuna ısrar etmeyin. Üzerime ordu salsanız, yakalayıp işkencelerden geçirseniz de ele vermem yazılarımı.
Yirmi yıl önceki yazılarıma bakıyorum da hiç fena değillermiş. Hani dedim ya şu aralar yazı yazma aşkı baş gösterdi. Doğrusunu söylemek gerekirse yeni bir üretim yaptığım yok. Yaptığım sadece “Ali’ye Mektuplar” yazılarının yeniden ele alınmasından başka bir şey değil.
Fark ettiniz mi bilmiyorum, bizim dergide yayımlanan yazılara, derlense kitap olacak güzellikteki sizlerin yaptığınız yorumlar kaybolmuş. Dolayısıyla önceki yazılarıma WhatsApp üzerinden gelen bazı yorumları izninizle buraya aktaracağım. Aynı zamanda dergimiz yazarlarından olan Sevgili Reyhan, “Sevgili bebeğine daha sonra ABD hakkında yazabildin mi bilmiyorum Cuma ama sevgili genç Ali şimdilerde ABD hakkında yazmak istediklerini ya da yazabildiysen yazdıklarını çok iyi anlayacaktır. Üstelik günümüz pratiğinden anlayacaktır diye düşünüyorum” diye yazmış. Evet, Reyhan, ALİ’YE MEKTUP – 3: YILDIZLAR SOLMASIN başlıklı yazımda anlatmaya çalışmışım.
Fakat önce, “yıldızlar solmasın”, “yıldızlara yolculuk” meselesini bir kez daha açıklamam, bunun bir bakıma “maşallah”, “inşallah” gibi Müslüman diyalektiği benzeri sözler olduğunu vurgulamam gerekiyor. Zira anlayışıma göre ölen öldüğü ile kalıyor, ne olmayan öte tarafa gidiyor ne de yıldızlara yolculuk yapıyor. Sadece anıları, mücadeleleri ışığımız oluyor, yolumuzu aydınlatıyor.
Uzattım yine, şöyle demişim:
“Felluce’de binlerce yıldızımız daha oldu. Filistin’de her gün onlarca yıldızımız daha oluyor. Afrika’da ve dünyanın dört bir yanında açlık ve savaşlar nedeniyle on binlerce, Küba’da, Vietnam’da, Bolivya’da, Afganistan’da, Osetya’da tarih boyunca halkları birbirine düşman ederek paylaşım savaşını sürdüren Bush, Blair gibi katillerin yönettiği emperyalist güç odaklarının sebep olduğu katliamlar sonucu yüz binlerce ve işkencelerde ve yargısız infazlarda kaybettiğimiz yıldızlarla milyonlarca daha yıldızımız oluyor ve olmaya da devam edecek. Çünkü zulüm ve zulmü yaratan zalimler hâlâ başımızda bela! Aslında sadece bir sonuç olan ölüm, insanlığın hiçbir zaman çare bulamayacağı kaçınılmaz sondur. Ama katliamlar, cinayetler, açlık, yoksulluk sonucu ölümler sebepleriyle birlikte ele alınıp ortadan kaldırıldığında insanlığın en temel hakkı olan yaşama hakkı, insanca yaşama hakkı korunmuş olur. Yani gözü kazancına kazanç katmaktan başka bir şey görmeyen, doğa da dâhil olmak üzere önüne çıkan her şeyi acımasızca yok eden kapitalizmin, emperyalist sömürgeciliğin ortadan kaldırılıp bütün halkların kardeşçe yaşadığı, birlikte üreterek eşit paylaştığı, savaşsız bir dünya kurulmadığı sürece bu sonuçlarla yaşamaya devam etmek zorunda kalacağız.”
Bana göre V.I. Lenin’in Marksizm’e en önemli katkısı, işçi sınıfı önderliğinde devrimi gerçekleştirmesi ve pratikte Marksizm’i ete kemiğe büründürmesidir. Kabul gören en önemli katkısı ise emperyalizm olgusunu açıklamasıdır. Kısaca şöyle der: “Emperyalizm; kapitalizmin en yüksek aşamasıdır. Kapitalist devletlerin daha çok ürün satmak için daha fazla pazar, yeni hammadde kaynakları bulmak amacıyla başka uluslara müdahale etmesidir.”
İşte bunun içindir ki günümüz pratiğinin çok iyi gösterdiği gibi Venezuela halkının petrol kaynaklarını sömürmek için işgal planını devreye soktular. Aynı şeyi Ukrayna’da yapmaya çalıştılar. Grönland’da ve İran’da yapmaya çalışıyorlar.
Bölgedeki kendilerine bağlı jandarmalarıyla Rojova devrimini de boğmaya çalışmaktalar.
Sevgili okurlarım, sizlerin adına üzülüyorum. ‘Ahlaksız Teklif’ filminden bir replik olan başlığa bakarak yazıyı “Acaba buradan bir aşk hikâyesi çıkar mı?” diye umutla takip ettiniz. Beklentinizi boşa çıkardım. ‘Forrest Gump’ı izlemiş olsaydınız, benden romantik adam olmayacağı gibi romantik bir yazı çıkmayacağını; “Elimde değil sana âşığım” diyen Forrest’a “Sen aşk nedir bilmiyorsun” diyen Jenny’nin cevabından anlamış olurdunuz.
Madem filmlerden de esinlendik sizlere izlemeniz için birkaç sinema filmi önereceğim.
Romanlardan uyarlanan en iyi ikisi: ‘Baba’ (Mario Puzo) ve ‘Kelebek’ (Henri Charriere)
Benim dağıttığım Oscar’lara göre en iyi ikinciliği paylaşanlar: ‘Ahlaksız Teklif’, ‘Forrest Gump’, ‘Rain Man’, ‘Tatil’, ‘Cesur Yürek’ ve ‘On İki Yıllık Bir Gece’.
Birinciliği paylaşanlar:
‘Kadın Kokusu’
‘Hayalet’
‘Yeşil Yol’
Ve ‘Schindler’in Listesi’…


Canım dayım, sevgili dayım, sevgisini dile getirmeye cesaret gösteren yürekli dayım, yazar dayım, çizer dayım, mektupdaş dayım ve arşivci dayım… Tarih unutsa sen unutmazsın dayım. Aşk dayım âşık dayım kalbi SOL’da atan dayım… 🌹❤️✨
Canım abim, sen bize bizi sevdiğini hep söylüyorsun. ❤️❤️❤️
En çok ihtiyacımız olan şey. Sevgimizi ifade edebilmek. Güzellikleri çoğaltmak…